Hakkıyla Vedalaşamadıklarımızın Anısına

Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerle usulünce vedalaşmak mümkün olamadı. Ritüeller olağan akışında gerçekleştirilemedi. Yas süreci parçalandı ve bazı parçalar buharlaştı. Cenaze ritüelleri, yaşamını kaybedeni onurlandırmak kadar, geride kalanların yola devam edebilmelerini, kaybı kabullenip hatıralarını sahiplenebilmelerini de sağlıyor. Alışkın olduğumuz ritüellerden yoksunsak kayıplarımızla nasıl baş edeceğiz? Teyit.org'dan Selin Yıldız'ın yazısı.

Okul hayatım boyunca pek çok tarih dersi aldım. Zihnim mi beni yanıltıyor, yoksa hakikat bu mu emin değilim, ama I. Dünya Savaşı’na eşlik eden ve nihayetinde 50 milyon insanın canını alan İspanyol Gribi salgınının bahsinin açıldığını hatırlamıyorum. Sahi bu tarih tedrisatında sadece savaşların, kahramanlıkların, hükümdarların tarihi mi anlatılır?

Bu yazının bir Pazar günü karamsarlığa davet etmek gibi bir gayesi elbette ki yok. Salgın zamanında ölüm ve yasın hakikatini hatırlamak gibi bir gayesi ise, neden olmasın?

İnsan “ölüme doğru bir varlık”, daha yaşamaya başladığımız ilk anda, kaçınılmaz sona giden ilk adımı da atıyoruz. Diğer canlıların aksine bunun bilincinde de olsak, ölümü yaşamın içinde bir yere koymak konusunda zorlanıyoruz. Hemen her toplum ölümden sonra yaşanan kaybın kederini hafifletmek ya da paylaşmak için bazı ritüeller geliştirmiş. Bu bireysel ya da toplumsal ritüeller, kaybın peşine hissettiğimiz o duyguyu, yası sindirebilmenin bir parçası.

Yası “sevilen birinin ölümü nedeniyle oluşan doğal bir tepki” olarak tanımlıyor Türkiye Psikiyatri Derneği. Sadece ölenlerin arkasından tutmuyoruz yası. Fakat elbetteki ölüm, yaşadığımız kayıplardan baş edilmesi en zor olanı.

Yas bir süreç; ruh sağlığı ilmi yaşanması ve tamamlanması gerektiğinde hemfikir. Aksi halde yas travmatik bir hal alıyor. Pauline Boss’un Belirsiz Kayıp Teorisi, biraz da bu tamamlanamayan yasa işaret eder. Doğal afetlerde, savaşta ya da gözaltında kaybedilenler ve fiziksel olarak artık var olmayan, fakat akıbetiyle ilgili de pek bir bilgiye sahip olunamayanlar, yas sürecini dondurur, tamamlanmasına imkan tanımaz.

Yasın peşinde bir kahraman: Antigone

Ölüleri inançlarına göre toprakla buluşturmak ya da yakmak, mümkünse bir tören yapmakta bir keramet olduğu muhakkak, aksinde de. Sofokles’in ünlü tragedyası Antigone’da iktidar için savaşırken birbirlerini öldüren iki kardeş Eteokles ve Polyneikes’i hatırlayanlarınız vardır. Kral ve aynı zamanda ölen kardeşlerin dayısı Kreon, Eteokles için münasip bir cenaze töreni tertip ederken, Polyneikes’i kurda kuşa yem etmeyi seçmiş ve başına da asker dikmiştir. Bedeni toprakla buluşturulmayacak, cenaze töreni tertip etmeye kalkan cezalandırılacaktır. Kız kardeş Antigone, bu emre karşı gelmek pahasına kardeşini usulünce gömmeye ahdeder.

Bu alıntı bu yazıyı fersah fersah aşacak ve benim şu an için yükünü omuzlayamayacağım bir tartışmaya götürebilir bizi, Butler’dan ödünçle “hangi hayatların yası tutulur?” sorusunu sordurabilir. Toplumların ya da tek tek bireylerin ölüleriyle münasip bir şekilde vedalaşabilmelerinin kıymeti harbiyesine ve politikliğine dair mühim bir hikaye, bahsetmemek olmazdı.

Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerle usulünce vedalaşmak mümkün olamadı. Ritüeller olağan akışında gerçekleştirilemedi. Yas süreci parçalandı ve bazı parçalar buharlaştı. Boss akıbeti tam olarak belli olmayanlardan söz ediyordu, burada akıbetini biliyor olsak da yası tamamlamak önünde yine de engeller var. Bu engeller, otoritelerinin geride kalanları salgından korumak için aldıkları tedbirlerden başkası değil.

Olağandışı “son vazifeler”

2014-2016 yılları arasında yaşanan Ebola salgını esnasında da cenaze ritüellerine benzer kısıtlar getirilmişti. Dünya Sağlık Örgütü 2014 yılında yayınladığı protokolde vakaların yüzde 20’sinin cenaze törenlerindeki temastan kaynaklı olduğunu belirtiyordu.

Bilinen ismiyle İspanyol Gribi esnasında da cenaze ritüellerine belli kısıtlamalar getirilmiş; toplumsal yas süreci, ister istemez bireyselleşmişti. Bunun travmasının 10 yıllarca sürdüğü söylenir.

Çünkü cenaze ritüelleri, yaşamını kaybedeni onurlandırmak kadar, geride kalanların hayatına devam edebilmelerini, kaybı kabullenip hatıralarını sahiplenebilmelerini sağlıyor. Antigone ağabeyini hakkıyla gömmekte, biraz da kendi iyileşebilmek için ısrar etti, kim bilir?

Ölü bedeni usulünce uğurlamak, geride kalana kaybına karşı “son vazifesini” yerine getirebilme şansı veriyor. Türkiye Psikiyatri Derneği’nin yas sürecinde dikkat edilmesi gerekenler listesinde, yaslı kişinin kültürü ve inancı doğrultusunda cenaze ve yasla ilgili törenleri yapabilmesine yardımcı olmak yer alıyor.

Vamık Volkan, Kayıptan Sonra Yaşam kitabında şöyle diyor: “Bazı durumlarda tam olarak yas tutmamız, ölümün doğasından dolayı engellenir. Ani bir ölüme eşlik eden şok, yas tutma sürecini dondurabilir. Ani ölümler, dünyanın güvenli bir yer olduğuna ilişkin inancımızı sarsar.” Covid-19 salgını da dünyanın güvenli bir yer olduğuna dair inancımızı pek çok açıdan sarsmış olmalı.

Yeni yas pratikleri

Ölüm, en azından içinde bulunduğumuz anı yaşayan hiçbir beden için bu kadar yakın ve kitlesel tehdit halini almamıştı uzun zamandır. Koşar adım uzaklaşmaya çalıştığımız bir dönem bu. Fakat her ne kadar “normalleşme” faslına geçmiş de olsak, bildiğimiz normale bir daha sahip olabilecek miyiz bilmiyoruz.

Yeni normalde kayıplarımızla nasıl baş edeceğimiz ise, pek çoğumuzun el yordamıyla bulduğu, bulmaya çalıştığı yollardan ibaret. Yeni normalin, toplumsal ya da bireysel olarak nasıl yas pratiklerine gebe olacağını da hep birlikte göreceğiz. Kesin olan şu ki, yas kaçınılmaz. Eğer bir kayıp yaşadıysak, yası bir şekilde tutulacak, tutulmalı.

Beni böyle bir yazıyı yazmaya ve bunları düşünmeye teşvik eden salgın sürecinde yaşadığım bir kayıptı. Cenaze törenine katılamadığımdan olsa gerek, birkaç gün sonra rüyamda bir cenaze töreni tertip etmiştim. Biraz zor bir soru farkındayım, yanıtlamak güç: Siz yakınlarda bir sevdiğinizi kaybettiniz mi? Neler yaşadınız? Nasıl baş ettiniz, ya da ediyorsunuz?

Kaybettiklerimizin, hakkıyla vedalaşamadıklarımızın anısına…

about