Düşüncelerimiz Gerçekliğimizi Nasıl Yaratır?

Çeviri: Ayşegül Güneş

"Gerçekliğimizi biz yaratıyoruz" fikrine gücenen pek çok insan var. Bunu, kurbanı suçlamanın bir versiyonu olarak görüyorlar. Kimse başına kötü şeyler gelmesini istemez. Ancak, 15 yılı aşkın süredir bilişsel terapi kullanarak insanların düşüncelerini ve davranışlarını değiştirmelerine yardımcı olan biri olarak, gerçekliğimizin çoğunu gerçekten yarattığımız fikrine daha fazla katılamadığımı da söyleyebilirim. Bunu inkar etmek gücümüzü reddeder.

Hastalarıma anlattığım şey hayatta üç kova olduğudur; kontrol ettiğimiz şeyler, etkilediğimiz şeyler ve üzerinde kontrolümüz olmayan şeyler.

Kontrolümüz altında olmayanlar, hayatın birçok rastgele olayıdır. Doğduğumuz aileler, depremler, salgınlar, hastalıklar, işten çıkarmalar, sevdiklerimizin ölümü, yangınlar ve araba kazaları bunlardan birkaçı. Bunlar yaşadığımız durumlar ve farkında olduğumuz olaylardır.

 Diğer canlıları ise eylemlerimizle etkiliyoruz. Bir odaya girdiğinizde, orada oturan bir yabancı görürseniz ve yüzüne tokat atmaya karar verirseniz, o kişi gülümseseydiniz vereceği tepkiden kesinlikle farklı bir şekilde tepki verecektir. Ama onun nasıl tepki vereceğini siz belirleyemezsin, kaçmaya, diğer yanağını çevirmeye ya da size tokat atmaya karar verebilir.

Kontrol ettiğimiz ve gerçekte nerede gerçekliğimizi yaratmaya başladığımız şey ise hayatımızdaki olaylarla ilgili duygularımızı oluşturan olayları nasıl algıladığımız, yorumladığımız, düşündüğümüz ve daha sonra davranışlarımızla nasıl tepki verdiğimizdir. Düşüncelerinizi veya eylemlerinizi kimse seçemez; bunlar sadece size aittir.

Eğer sevdiğiniz kişi sizden ayrılırsa ve düşünceniz -beni bir daha asla sevecek birini bulamayacağım- ise o zaman muhtemelen olumsuz duygular yaşarsınız ve bu duygularla tutarlı davranışlarda bulunmanız muhtemeldir. Yatakta kalmak gibi. Öte yandan, düşünceniz -hayatımdan çıktığına sevindim- ise o zaman muhtemelen oldukça farklı hissedecek ve davranacaksınız. Hangi düşünceyi düşüneceğinizi siz seçersiniz.

Şimdi, işte burada yaratma kısmı gerçekten ciddileşiyor. Düşünceleriniz, onları defalarca düşünürseniz ve onlara gerçeği verirseniz, inançlara dönüşür. İnançlar, dünyanızdaki olayları yorumladığınız bilişsel bir mercek yaratır ve bu mercek, doğru olduğuna inandığınız şeyle eşleşen kanıtlar için çevreyi incelediğiniz seçici bir filtre görevi görür.

Var sayalım ki partneriniz sizden ayrıldığında oluşturduğunuz inanç, yeterince çekici değilim. 10 kişinin size harika göründüğünüzü söylediği ve bir kişinin kıyafetinizin ilginç olduğunu söylediği bir partiye gittiğinizde muhtemelen eve dönüp 'ilginç' yorumuna sabitleneceksiniz. İnancınızla tutarlı başka düşünceler de düşünebilirsiniz: Neden her zaman giymek için yanlış olanı seçiyorum, tarzım yok, diğer insanlar benden çok daha iyi giyiniyor, bu kadar ezik gibi görünmemeliyim, eski sevgilimin terk etmesine şaşmamalı. Harika göründüğünü söyleyen diğer 10 kişi de var olmayabilirdi. Çevreden sadece inancınızla tutarlı olan kanıtları aldınız, bu da daha sonra yeterince çekici olmadığınıza dair orijinal inancınızı güçlendirdi.

Beyin, genellikle hazırlama olarak adlandırılan seçici filtreleme sistemi, bir aktivasyon/inhibisyon modeli üzerinde çalıştığı için, belirli bir inançla bir şey aramaya hazırlandığında, rakip sinir ağlarını kapatır ve bu yüzden diğer seçenekleri görmekte zorlanırız. Bu yüzden depresif insanlar daha iç karartıcı bir dünya görür. Aynı zamanda dünya görüşünüzün "gerçek" olduğuna bu kadar ikna olmanın da nedeni budur. Çoğu insanın farkına varmadığı şey, kendi hakikat versiyonunu yaratmaya katılmalarıdır.

İnanç filtreniz aracılığıyla çevreden aldığınız şey, benlik kavramınız olur. Benlik kavramınız şu anda kim olduğunuza dair inançlardan ve gelecekte kim olabileceğinize dair inançlarınızdan oluşur. Bunlardan ben ve yapabildiklerim, gün boyu kendinize ve diğer insanlara anlattığınız, kim olduğunuz hakkında hikayeler ve anlatılardır. Yeterince iyi değilim, sevecen değilim, yapamam, zekiyim, yetenekliyim, hedeflerime ulaşabilirim. Hikayenizin ana karakteri sizsiniz ve senaryoyu büyük ölçüde kendi yarattığınız benlik kavramınıza göre yazıyorsunuz.

Doğru olduğuna inandığınız şeye dayanarak olası ve/veya mümkün olduğunu düşündüğünüz şeylerin hikayesini yazarsınız ve sonra bu beklentilerle tutarlı eylemler gerçekleştirirsiniz. Gerçekte gerçekleşmeden önce olmasını beklediğiniz şey üzerinde hareket ettiğinizde, deneyimi yaratmaya katılırsınız. Örneğin, olumlu bir benlik kavramınız yoksa ve bir randevuya gittiğinizde veya bir iş görüşmesine gittiğinizde reddedilmekten korkuyorsanız, sakin ve kendine güvenerek en iyi halinizi gösterme olasılığınız yoktur. Muhtemelen endişeli olacaksınız ve reddedilme ile sonuçlanma olasılığı daha yüksek bir şekilde davranacaksınız. Doğru olduğuna inandığımız şeyi meydana getirme ihtimali olan şekillerde hareket ederiz. Gerçekliğimizi yaratmanın tam tanımı budur.

Bilseniz de bilmeseniz de realitenizi yaratmaya katılıyorsunuz. Bunda büyülü hiçbir şey yok. Bu basitçe beynimizin çalışma şeklidir. Bunu inkar ettiğinizde, reddettiğinizde veya farkında olmadığınızda, o zaman çok az gücünüz olur ve kendinizi hayatınızın kurbanı gibi hissedersiniz. Ancak farkındalıkla seçim gelir. Süreci anlamaya ve sizin için çalışmasını sağlamaya başladığınızda, şimdi yarattığınız yaşamın sorumluluğunu üstlenmek için güçlenirsiniz.

Her zaman kontrolünüz dışında olan şeyler olacak mı? Evet, tabii ki. Ama kontrol ettiğiniz şey, nasıl düşündüğünüz ve hissettiğinizdir ve daha sonra bu kontrol edilemeyen olaylar hakkında ne yaptığınızdır. Yaşamınızı bu şekilde şekillendirir ve yaratırsınız. Her zaman kriz zamanlarında gelişen insanlar vardır. Şanslı oldukları için mi? Hayır, büyük olasılıkla, dezavantajın aksine fırsatı görmeyi seçmelerindendir.

Otopilottan çıkıp bu sürecin sorumluluğunu üstlenmek kolay mı? Hayır. Hayatınız ne kadar zorsa, ilk başta otopilottan çıkmak o kadar zor görünebilir. Ama bu yapılabilir ve her şey gibi, bir kez alıştığınızda çok daha kolay hale gelir. Ve bu sizin hayatınız olduğundan ve hiç kimse ona sizin kadar yatırım yapmayacağından, muhtemelen en azından denemeye değerdir. Henry Ford'dan en sevdiğim sözle bitireceğim: "Yapabileceğinizi veya yapamayacağınızı düşünseniz de haklısınız."

Kaynak: https://www.psychologytoday.com/intl/blog/living-forward/202009/how-your-thinking-creates-your-reality

about